ResimLink - Resim Yükle
Ana Sayfa EREĞLİ, YAŞAM 31 Ağustos 2020

Çanakkale’den Kut-ül Amare’ye Harp Yolculuğu

00123

Çanakkale Savaşlarını, anlatılanlardan ve belgelerden hepimiz biliriz. Birçoğumuzun yakını, 1.  Dünya Savaşı’nda çeşitli cephelerde veya Çanakkale’de savaşmıştır. Ama kaçımız, bu savaşları, savaşlarda cepheden cepheye koşmuş yakınlarımızdan dinledik?

Konya’nın Ereğli ilçesine bağlı Kuzukuyu Köyü’nden 1890 doğumlu, Tozov Dede lakaplı Mehmet oğlu Mustafa (Tozoğlu), Çanakkale cephesinde, Kut-ül Amare’de, Bağdatt’ta ve İran’da, Kurtuluş Savaşı’nda da Kütahya’da görev yapmış bir asker. (Bugün Kuzukuyu Mahallesinde Tozoğlu-Karpuzcu soyismi alış aileden)

1890 yılında doğan ve 1980 yılında 90 yaşında iken hayatını kaybeden Çanakkale Gazisi Mustafa Tozoğlu’nun savaş anıları, ölümünden 6 yıl önce, 1974 yılında yakınları tarafından ses kaydına alınmış.

Çanakkale Gazisi Mustafa Tozoğlu’nun anlatılarını Ereğli Ajans okuyucuları için derledik.

Gazi Mustafa Tozoğlu, Çanakkale  ile ilgili anlatılarında, hangi zorluklarda hangi şartlarda savaştıklarını en ince ayrıntılarına kadar anlatıyor:

-“Çanakkale Direnişimiz İstanbul’u Kurtardı”

“Çanakkale’de 3. Fırka 1. Alay 4. Taburda görev aldık ve Çanakkale’ye sevk olunduk. Seddülbahir’de İngiliz ordusu ile karşılaştık. 15 gün İngiliz ordusu ile çarpıştık. Birkaç ay, kâh çarpışarak kâh dinlenerek birkaç ayı Seddülbahir’de geçirdik. Bir gün, sabah erkenden, şafakla birlikte hareket edeceğimiz emrini aldık. Şafakla birlikte hareket ettik ve başka bir sipere ulaştık. Burada yine İngilizler ile çarpışacağız, ancak Anafartalar Grup Komutanı Ahmet İzzet Bey’den, bizim tabur ve diğer taburların komutanları, askerin yorgun olmasından dolayı taarruzun bir gün ertelenmesini istediler. Ahmet İzzet Bey de kabul etti ve taarruzu bir gün erteledi. Ancak, Umumi Cephe Kumandanımız Alman Liman Paşa, (Liman Von Sanders), taarruzu ertelediği için Ahmet İzzet Bey’i görevden aldı ve yerine, 19 Fırka Kumandanı Mustafa Kemal’i tayin etti.

3 ay kadar, Mustafa Kemal’in komutasında Anafartalar’da, Çalısırtı’nda, Kanlıdere’de tekrar tekrar taarruz ettik. Biz, taarruzlarımızda, çarpışmalarımızda düşmandan korkmazdık. Mermilerden de korkmazdık ama düşman gemilerinden atılan top mermilerinden korkardık. Bir top mermisi, 7 havay buğday (ortalama 100 kilo) ağırlığındaydı ve düştüğü yerden büyük topraklar kaldırır askerin üstüne dökerdi. Zaten savaşta askeri en çok toprak yoruyordu.

Cephede, düşman askerleri denizden karaya çıktıkça biz üzerlerine saldırıyorduk ve denize döküyorduk. Denizden karaya adımlarını atar atmaz düşman askerini vuruyorduk. Bizim yaklaşık 10 ay süren direnişlerimiz, İngiliz ordusunu karamsarlığa düşürdü. İngilizlerin Hamilton isimli komutanları, Türk ordusuna başarı sağlayamadığı için görevden alındı ve yerine başka bir komutan atandı. Yeni atana komutan da karamsarlığa kapıldı ve “Çanakkale’yi geçip İstanbul’u işgal etmenin imkansız olduğunu üstlerine rapor etti. Bunun üzerine İngiliz askerleri geri çekildi, bizim taburu da İstanbul’a çağırdılar”

-Çanakkale’den Arap Çöllerine Zorlu Yolculuk-

“Bizim tabur İstanbul’a gittikten sona bizi tekrar başka cephede göreve çağırdılar. İstanbul’dan trene bindik, Konya’dan geçtik, Ereğli’den geçtik, Pozantı’da trenden indik. Pozantı’dan Tarsus’a kadar yaya yürüdük. Tarsus’ta15 gün kalıp oradan da Osmaniye’ye geçtik. Osmaniye’de Gâvur Dağlarını aşıp, oradan yine yaya olarak Halep’e kadar yürüdük. Halep cephesinde bizi 15 gün beklettiler. Oradan Irak Cephesine yönlendirdiler. Bağdat cephesine giderken, tren yolunun bittiği yere kadar trenle, sonrasını da yaya olarak giderek Musul’a ulaştık. Musul’da Dicle nehrinde bizi kemek dedikleri bir vasıtaya bindirdiler. Her bir kemek 100’a yakın insan alabiliyordu. Bizi bu kemeklere bindirdiler, akıntı ile birlikte yol alıyorduk. Akşamları karaya ayak basıyor uyuyorduk, sabahları erkenden yol almaya devam ediyorduk. Tam 7 gün boyunca bu kemeklerle suyun üzerinde yol gittik. 7 günün sonundan Bağdat’a vardık ve 15 gün Bağdat’ta istirahat verdik. İstirahatimiz sırasında bizim tabu acele bir emir geldi ve yeniden kemeklere binip suyun üzerinde yeniden yol gitmeye başladık. Birkaç günün sonunda Kut-ül Amare’ye vardık.

 

-“Çölde İlerlerken Büyük Bir Yangın Alevine Denk Geldik”-

“Bizden öne Kut-ül Amare’ye giden fırka, 1 kolordu İngiliz askerini Kut-ül Amare’de kuşatmaya almış. Biz de kuşatmaya destek vermeye gidiyoruz. Kuşatmaya yetişmek için hızlı hızlı yürüyoruz. Durmak yok, dinlenmek hastalanmak yasak ne yemek var ne de su. Dümdüz bir arazide ilerlerken, harman veya sazlık yanıyor gibi bir alev görünmeye başladı. Meğer bu alevler, kuşatmadaki İngilizlerle kuşatan Türk askerleri arasındaki top atışlarının ateşleriymiş. Çarpışma o derece şiddetli”

 

-“İngiliz Tarafına Geçen Türk Askeri Esir Alınınca İdam Edildi”-

Kuşatmaya yetişmek için ilerlerken, kuşatma yapan taburun gerisinde çavdar yığını kadar bir tepe bulduk ve o tepede beklemeye koyulduk. Bu esnada diğer yönden de bir tabur gelerek yakınımıza durdu. Ben de bu taburdaki askerlerin yanına gidip, askerler arasında hemşerimiz var mı onu sormayı düşündüm. Bu esnada at üstünde bir komutan geldi. Sonradan öğrendiğimize göre, Enver Paşa’nın amcasının oğluymuş. Bu komutanın emrindeki askerler bir de ağaç bir direk getirdiler. Bizim mola verdiğimiz tepenin yanına diktiler. Biraz sonra elleri bağlı bir asker getirildi. Bu asker burada idam edildi. İdam edilen askerin İngiliz askeri olduğunu düşünürken, askerin Türk askeri olduğunu öğrendik. Bu asker, 1 ay önce çarpışmada ortadan kaybolmuş, bulunamayınca da şehit sayılmış. Ama aslında şehit olmamış. Çarpışmada İngiliz saflarına geçmiş, 1 ay İngiliz tarafında bizim askerlere karşı savaşmış ve dün geceki kuşatmada da yine bizim askerlere esir düşmüş.

Bizimle birlikte sonradan gelen taburla birlikte biz kuşatmaya hazırlanırken, bizim kazdığımız siperlere İngilizler su salmış. Hemen  yeni bir siper açtık. O Siperden çarpıştık. Bizim askerlerimiz, Allah Allah naraları içinde, “Padişahımızın düğünü var” diyerek hücum ediyorlardı.

Hücum sonunda İngilizleri geri püskürttük. Biz de Sin Tepesi adı verilen bir tepeye kadar geri çekildik, istirahate durduk. İstirahatte askerin bir kısmı tüfek temizliğine, bir kısmı elbise temizliğine verildi. Gece geri çekilen İngilizlerin, bizi arkadan kuşatmak için harekete geçtiğini ileri karakol nöbetçileri haber verdi. Biz de hemen hazırlanıp hücuma geçtik. 1 kolordu İngiliz askerine, 3 tabur asker yettik İngilizleri önümüze kattık, kovalıyoruz. Normal bir çarpışmada, bir tane İngiliz askerini sağ komayacağız ama Fırat nehrinden bir İngiliz zırhlısından makineli tüfeklerle ateş açıldı. Makineli tüfek ateşinde İngiliz askeri de biz de büyük kayıp verdik. Bizim sıhhiye çavuşumuz, ölen İngiliz askerlerinden topladığı mavzerleri bizim kolordu’ya teslim etmiş. İngiliz askerlerden alınarak teslim edilen tüfek sayısının 19 bin olduğunu söylediler”

 

-Kut-ül Amare’den Tekrar Bağdat’a, Oradan da İran’a-

Kut-ül Amare’de İngiliz’, yendikten sonra bizi tekrar Bağdat’a gönderdiler. 15 gün yolculuktan sonra Bağdat’a girdik ama girer girmez Rus ordusu ile karşılaştık. Rus ordusunda, piyade sayısı kadar da süvari vardır. Yenilgi durumunda piyadeler süvarilerin arkalarına biner kaçarlar. O gün de öyle oldu. Şiddetli taarruzumuz ile Rus ordusunu püskürttük.  Oradan da Acemistan’ın (İran’ın) Kirmanşah şehrine geçtik. Orada da Ruslarla karşılaştık. Rus kaçtı biz kovaladık.

Kirmanşah’ta Tavşantepe denilen dağda Ruslar mevzi oluşturmuş. Oradan bize ateş açtılar. Biz de karşılık verdik. Rusları geri püskürttük ama Tavşantepe’yi zaptetmemiz lazım. Bu dağ öyle dik ve yüksek ki, savaş şartlarında kayıp vermeden çıkmak imkansız.

Ali İhsan Paşa, “Türk Ordusu bu tepeyi 3 güne ele geçiremezse yuh olsun” demiş. Bizim tabur komutanı da, “Ben bu tepeyi 3 saatte alamazsam o zaman yuh olsun” dedi ve bu söz üzerine gece karanlığında Tavşantepe’ye tırmanmaya başladık. Şafakta tepeyi zaptettik.

-“100 Askeri 8 Kişi ile Esir Aldık”-

Tavşantepe’ye çıktıktan sonra biz 8 asker ve 1 çavuş ile 9 kişi ileri karakol nöbetinde kaldık. Diğerleri devam ettiler. Gece bir ayak sesi duyduk, parolayı sorduk bilemediler. Uyarı ateşi açtık. Karşımızda 2 kişi hemen yere yattılar, “teslim” dediler. Teslim olacaksanız silahınızı bırakın gelin dedik. Silahlarını bırakıp geldiler ama 2 kişi değil. 100’e yakın kişi. Bunları tek tek aldık içeri ve ellerini bağladık, esir aldık. Tam tamına 98 kişi. Esir aldıklarımız, bizim toplam 9 kişi olduğumuzu görünce eyvah dediler ama iş işten geçti.

 

-“Silah Terk Emri Geldi, Savaş Bitti. 3 Sene Sonra Yeniden Göreve Çağırdılar”-

1334’ün güzünde (1918 Sonbaharında) bize silah terk emri geldi. Cephelerde savaşlar bitti, Alman yenildi, biz de yenildik. O sene bizi terhis ettiler.

1337’nin baharında (1921 ilkbaharı) Karapınar askerlik şubesinden çağırdılar beni. Konya’da Garb-ı Anadolu Menzil Müfettişliğinde görevlendirildim. Bu görev süremde Konya’dan Sultaniye’ye (Karapınar) birkaç kez görevli geldim gittim. Bu görevlendirmelerden birinde, Sultaniye’den alınan develeri Konya Menzil Müfettişliğine götürmek için yola çıktık. Sultaniye’den develeri aldık, Konya’ya gitmek üzereyken bizi acil Karaman’ çağırdılar. Develeri de aldık Karaman’a gittik. Karaman’dan da biraz deve verdiler ve bu develeri trene yükledik, Kütahya 3. Grup Cephane Taburuna ulaştırmak üzere yola çıktık. Develeri adresine teslim ettik ama geri Konya’ya dönemedik. Yunan ordusu, Afyon Demir hattını işgal etmiş, ulaşım yok dediler. Konya’ya dönemedim ve bir süre Afyon CEPHANE Taburu’nda mecburi görev yaptım”

 

Haber: Mesut Şahin

Sjduq.jpg

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

solreklam
sagreklam1
goktaslarvinc-970x90
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
Hazır Site by Uzman Tescil